Roma

Roma – İtalya

Roma seyahatimizle ilgili gezi notlarını çeşitli yerlerden alıntı yaparak zenginleştirip sizlere sunuyoruz.Umarım işinize yarayacak bilgilerdir. Bizler çok sevdik Roma’yı.Birbirinden görkemli antik eserler, hiristiyan devri anıtları bir yana yaşayan hayatı görme isteği aslında bizimki. Şehirleri sevdiren oradaki hayat, örneğin Kastamonu sevgim ve hayranlığımda anıtların, eserlerin, türbelerin içinde günlük hayatın tüm sıcaklığıyla devam etmesinden gelir. Roma’da da hayat devam ediyor. Ülkemize nazaran daha az rastlansa da dar sokaklarda futbol oynayan çocuklar bile var. Eski sanatlar, elişçiliği, çantacılık, ipekçilik küçücük dar atölyelerden dünyaya açılıyor. Hiç müşterisi yok muşcasına boş atölyeler vızır vızır çalışıyor. Kolay değil Avrupa uygarlığının bir kısmı bu sokaklarda oluşturulmuş. Uygarlık dedikleri dönem gelişmişliği Roma’da antik çağlardan beri var. Roma imparatorluğu sayesinde eski Yunan ve Latin kültürü bütün Avrupa‘ya hatta Anadolu ve Mezopotamya‘ya kadar yayılmış. Bugün de şehir bir çiçek gibi. Çiçek demişken, balkon bile denilemiyecek kadar küçük çıkıntılardan teraslara her yer (gecekondu sayılabilecek yerler dahi) çiçeklerle süslü. Hatta balkonlarda çok sayıda ağaç var desek abartmamış oluruz. Roma’nın samimi ortamında, havanın ılımanlığı, insanların neşesi kadar bu çiçeklerin de katkısı vardır. Çeşmeleri de unutmamalı. Paris’teki kadar korkutucu olmayan heykellerle bezeli şirin çeşmeler, Tiber nehri, şehrin sudan aldığı gücü yansıtıyor. Çeşmeleri, fıskiyeleri cıvıl cıvıl bir his veriyor izleyene.

Colosseum : 
Roma’nın sembolü haline gelmiş bir anfitiyatrodur. Asıl adı Flavium Amfitiyatrosu’dur. Colosseum adı eskiden bu eserin yakınında bulunan Nero’nun çok büyük bir heykelinden dolayı verilmiştir. Colosse “çok büyük” anlamına gelir. 70 yılında imparator Vespanianus tarafından başlatılan inşaa işlemi, 82 yılında Titus tarafından bitirilmiştir. Amfitiyatro, çevresi 527 metre olan bir elips şeklindedir. 4 katlı olan yapının yüksekliği 50 metredir. En alt katı yerden 4 metre yüksektir. Yapının, imparator için ayrılan ve diğerlerinden daha geniş olan dört ana giriş haricinde 80 adet girişi vardır.
Colosseum 50 – 55.000 kişi alabiliyordu. Girişler bu kalabalığı 5 dakikada boşaltabilecek şekilde dizayn edilmiştir. Yapının dışında traverten, iç kesimindeyse tüf ve tuğla kullanılmıştır. İçerisi üç ana kısma ayrılmıştır. Bunlar; arena, podyum ve mahzen kısımlarıdır. Roma İmparatorluğu devrinde sirk oyunları, araba yarışları ve gladyatör gösterileri yapılan Colosseum, 19. yüzyıla kadar dünyanın en büyük anfitiyatrosu idi. Günümüzde bile modern stadyumların mimarilerinde örnek olarak alınmaktadır.Bunların yanında, yapı mimari yapıdan ilk defa Kemer Sisteminin uygulandığı ve bu sebeple düz zeminlerde yüksek binalar yapılabilmesine olanak sağlayan ilk çalışmadır.

Colosseum bildiğiniz gibi halkın eğlenebilmesi için hazırlanmış bir yapıdır. Bu eğlence için ilk başta dünyanın çeşitli yerlerinden 90.000 hayvan roma getirilmiş ve köleler ile dövüştürülmüştür. 90.000 hayvanın katlinden sonra sağ kalan köleler gladyatör olarak hazırlanmış ve sonrasında kendi aralarında dövüşmeye ve birbirlerini öldürmeye başlamışlardır.

Hristiyanlığın kabulünden sonra Colosseum lanetlenmiş ve yağmalanmıştır. Bu yağmalamalarda Colosseum duvarlarında göreceğiniz delikler oluşmuştur. Burada bulunan pirinç ve bronz çalışmalar sökülerek, Vatikan’ın yapımında kullanılmıştır. Roma da ve diğer şehirlerde göreceğiniz hıristiyanlık öncesi yapılar bu yağmalardan nasibini almış ve yapıların üzerlerinde delikler oluşmuş ve tahribata uğramışlardır.
Giriş 5 Euro. 09:00 – 17:00 arası açıktır.

Zafer Takı : 
Colosseum’un hemen yanında bir giriş kapısını andıran bir yapı vardır. Bu tak yılında Yahudilere karşı kazanılan zaferin anısına, İstanbul’a Konstantinopolis adını veren İmparator Konstantin tarafından MS 315’te dikilmiş.

Aşk Çeşmesi :

Roma’nın en meşhur ve en sevilen yerlerinden birisi olan Fontana di Trevi (Aşk Çeşmesi). Sırtı dönük halde iken, havuza iki bozuk para atan ziyaretçilerin, Roma’ya bir gün tekrar geri dönecekleri söylenmektedir.İspanyol merdivenlerine çok yakin bir yerdedir. Adını üç yolun birleşmesinden alan çeşme, Roma’nın en ünlü Barok yapısı. Nicola Salvi tarafından 1762 yılında tamamlanmış, 26m. yüksekliğinde ve 20m. genişliğindeki çeşme, Roma’nın en geniş ve ünlü çeşmesi. Çeşmenin ana figürü deniz tanrısı Neptün iki Triton heykeli ile çevrelenmiş. Bernini okulundan gelen sanatçılarca da dekore edilmiştir. Çeşmenin aşk çeşmesi olarak anılması, eserin merkezini oluşturan at figürlerinin alegorik anlatımla platonun aşka dair felsefesini betimlemesinden dolayıdır. tematik bütünlük içerisinde tritonlar tarafından dizginlenen iki attan sakin ve uysal olan ve yaşlı sakallı triton tarafından (ki bu ihtimalle Sokratestir) yönetileni akılcı felsefi aşkın, genç ve güzel triton (phaidros) tarafından yönlendirilen asi ve hırçın olanı ise bedensel ve vahşi aşkın timsalleridir. Ortada Neptün, yanlarda bereket ve sağlık tanrıçaları ile süslenmiş, heybetli çeşme.

İspanyol Merdivenleri :
Piazza di Spagna, İspanyol Elçiliğinin bulunduğu meydanda görülecek en önemli yerTrinita dei Monti Kilisesi ile İspanya Meydanı’nın arasında yer alan İspanyol merdivenleridir (La Scalinata dei Trinita dei Monti). Merdivenlerin yukarısından Roma’ya kuşbakışı yapabilir, sokak ressamlarına resminizi yaptırabilirsiniz. Piazza Spanga ve çevresi, İtalya ve Dünyaca meşhur markaların bulunduğu mağazalar ile çevrilmiştir.

San Pietro (St.Peter) Bazilikası:
60 bin kişilik kapasitesi ile Hıristiyanlığın en büyük kilisesi olan San Pietro Kilisesi İ.S. 324 yılına tarihleniyor. St. Peter dünyanın en büyük katedrali. San Pietro Kilisesi’nin dev kubbesinin tasarımı Michelangelo’ya ait. Hıristiyan dünyasının en eski, en büyük ve en kutsal kilisesi 12 asır ayakta kalmayı başarmış, ancak Rönesans ile birlikte kilise yerle bir edilip yerine yenisi inşa edilmiş! Tabiki bu yerle bir edilmenin başka nedenleride var. Mesela o dönemin papası için, Vatikan içinde anıt mezar için yer kalmamıştır ve kendine yer açabilmek için yıkıldığı da söylenmektedir.Bunun yanında bu bazilika içinde Cennetin Kapısı olarak adlandırılan bir kapı bulunmaktadır. Bazilika içinde göreceğiniz bu kapı üzerinde büyük bir haç ve haçın hemen altında siyah bir kare bulunmaktadır. Papa her 25 yılda bir bu kapıyı açar. Bu kapıyı açmak için o siyah kareye elindeki balyoz ile vuru ve kapı üzerine örülmüş duvar yıkılır.Papalardan Aziz Petrus’a Hz.İsa tarafından cenettin anahtarı verilmiştir. Ve bu anahtar papalardan papalara geçmektedir. Dolayısıyla genelde papa ve aziz petrus heykellerinin elinde bir anahtar bulunur.Papa kardinaller arasından oy birliği ile seçilir. Bir ek bilgide bir klisenin katedral olabilmesi için, bu klisede bir kardinalin kürsüsünün bulunması gerekmektedir.

Hakkında İlginç Notlar:
– İçerisindeki 13. yy.dan kalma bronz St. Peter heykelinin ayağı, burayı ziyaret eden milyonlarca kişi tarafından öpülerek aşınmış.
– Bir diğer önemli heykel Michelangelo’s Pieta, 1972 yılındaki saldırıdan sonra cam bir fanus içinde korunmakta.
– Katedralin içinde günah çıkarmak isteyenler için ayrı dillerde günah çıkarma odaları bulunmakta.
– Piazza San Pietro ( San Pietro Meydanı ) Vatikan’da Papa’nın halka seslendiği yer, Pazar günleri Katoliklerin buluşma yeri.
– Michelangelo, Sistina Şapeli’nin tavan freskleriyle uğraşırken, Papa, sabırsızlıkla eserin ne zaman bitirileceğini sorunca, Michelangelo kabaca, “benim için mümkün olan en kısa zamanda!” deyivermiş. Papa, küplere binmiş, iskele üzerine fırlayıp asasıyla Michelangelo’ya vurmaya başlamış. Bunun üzerine işi bırakan Michelangelo’nun geri gelmesi için Papa tam 500 duka altını vermek zorunda kalmış…Papa’nın koruyucuları olan “İsviçre Muhafızları” turuncu-lacivert çizgili kostümleriyle nöbet tutarlar.

Vatican Museums (Vatikan Müzeleri): 
Vatikan müzeleri içinde en dikkate değer olanlar, içinde Mısır koleksiyonunu bulunduran Antik Sanat bölümü, Hıristiyanlığın ilk dönemine ait örneklerin sergilendiği Hıristiyan Sanatı bölümü, 1473 yılında inşa edilen adını Papa Sixtus IV’den alan Sistine şapeli ve Papa Julius II’nin görevlendirdiği Raphael’in dekore ettiği 4 oda, Raphael Odaları.Bu müzeyi gezmeden önce elinizde mutlaka müzeye ait bir kitap olsun ya da rehber eşliğinde dolaşın. İçinde sistine chapel adı verilen fresk çalışması yer almaktadır. Bu çalışmayı yapmak için michalengelo 22 ay sırt üstünde çalışmıştır. Bundan sonrada hastalığa yakalanıp, ölmüştür. Bu konular ile ilgili bir kitapla birlikte bu müzeyi gezmenizi tavsiye ederim. Dolaşmak yaklaşık 2-3 saat sürecektir. Yorucudur. Ondan dolayı sabahtan gezmenizi tavsiye ederiz.Buradan hemen Vatikan meydanına inebilirsiniz.

Melekler köprüsü ve Melekler Kalesi: 
Vatikan meydanından tiber nehrine doğru yol alırsanız, solunuzda kalan köprü melekler köprüsüdür. Bu köprünün diğer tarafında yükselen devasa kale ise melekler kalesidir. Fatih Sultan Mehmet’in oğlu Cem sultan 4,5 yıl bu kalede hapsedilmiştir.Trastevere (Piazza Trastevere) Meydanı :Roma’nın en görkemli barok meydanlarından birisidir. Bir zamanlar spor müsabakalarının düzenlendiği bir alanın devamına kurulmuş. Meydan bugünkü görünümünü 17. yüzyılda almış. Quattro Fiumi çeşmesi, dünyanın en büyük 4 nehrini temsil eden tanrı figürleri ve büyük bir dikilitaştan oluşan görkemli, bir o kadar da gürültülü bir anıt.Bu meydanda ressamların, sanatçıların ve güzel restoranların olduğu bir meydandır. Melekler köprüsüne yakındır yürüyerek gidilebilir. Bu meydanda, dünyanın en büyük 4 nehrini temsil eden 4 nehirler heykeli vardır. Bu heykelin önünde bulunduğu binada ünlü bir mimar tarafından yapılmıştır. Bu heykeli yapan ve binayı yapan iki mimar ve sanatçı birbirleriyle rakip olan sanatçılardır. Dolayısıyla sonradan yapılan heykelde bernini diğer sanatçının yapmış olduğu binayı alaya alarak, heykellerine yansıtmıştır. Heykeller ya bnaya sırtını dönmüş, ya da binaya karşı ellerini kaldırmış ve binayı görmek istemezler.

Pantheon Tapınağı:
Roma’nın en ünlü ve en iyi korunmuş anıtlarından birisidir. Eski roma da tüm tanrılara adanmış bir tapınak. Roma’da bulunan pagan dönemde tapınak olarak kullanılırken çok güzel bir mimarisi olması sebebiyle Katolik kilisesine dönüştürülmüş olan yapı. (böylece yıkılmaktan kurtarılmış) Michalengelo‘nun Pieta’sı burada bulunuyordu yanılmıyorsamTepesindeki geniş açıklık, hem içerinin aydınlatılması hem de tapınaktakilerin gökyüzünü izleyerek düşüncelere dalmaları amacıyla yapılmıştır. Girişi aux grandshommes la patrie reconnaissante (vatan büyük adamlara minnettardır) seklinde bir yazıyla süslü büyük bir toplu anıt mezar. Catacomba benzeyen bodrum katı ve orda yatan her adamın insanlığın gidişatını bir miktar değiştirmiş olması gerçeği insanı etkiliyor. Girişindeki yazı “m. agrippa l. f. cos. tertium fecit”: “Lucius’un oğlu, Marcus Agrippa tarafından, 3. konsülünde yapılmıştır” anlamındadır. Fakat Pantheon u aslında Marcus yapmamıştır. İlk yapılan Pantheon, Roma’nın sıklıkla yaşadığı meşhur yangınlardan biri esnasında oldukça zarar görmüştür. O Pantheon’u yapan Agrippa’dır. Fakat o bina yandıktan sonra, birebir kopyası, eski Pantheon’a yakın bir yere yapılmıştır, ve bu yazı eklenmiştir.117–125 yılları arasında yapılmıştır Pantheon. Binanın on planındaki yazıdaki bahsi gecen kişi, Marcus Agrippa, binanın mimarı olan Agustus’un yakin arkadaşı ve Pantheon yapılmadan önce o alanda duran yapıtın mimaridir. Yapıtın mimarisi zamanının en komplike mimarilerindendir. Şöyle ki: mimarinin yarım küre kubbesinin tepesinden yere kadar olan mesafe, yarım kürenin çevresine eşit uzunluktadır. O zamanda bu büyüklükte bir yapıtta bu unsuru sağlayabilmek çok zor ve zaman alıcı bir prosedürdü. Duvarları nişler süsler. İnteriorda kubbenin içinde beş sıra olarak bulunan kare bantlar optik bir illüzyon sağlamanın ötesinde kubbenin çökmesini önler. Tapınağın üst kısmında Latincede göz anlamına gelen oculus bulunur. Bu yapıtın sahibinin oculusu oraya koyma sebebi, bantlarla sağladığı illüzyonla birlikte, oculusu Jüpiter‘in gözü olarak göstermeye çalışmak idi. Binanın adı, Pantheon, bütün anlamına gelen pan ile tanrılar anlamına gelen theoi kelimelerinin birleşmesi ile oluşur. Binanın, o zamanlar bilinen beş gezegene (Jüpiter, Mars, Merkür, Satürn, Venüs) adandığı söylenir. Pantheon, antik cağdan kalma hala daha ayakta kalan ve içinde dünyanın en büyük kubbesi bulunan pagan donemi tapınağıdır. Pantheon tapınağı 43 metre çapında ve 43 metre yüksekliğinde ortası delik kubbesiyle benzeri bir daha yapılamamış tek tapınaktır. Günümüzde bile ayni yapım tekniği kullanılarak yapılması çok zordur. Tas yığma değildir beton kubbedir. Yapıldığı doneme göre bugün güneşe yolculuk gibi bir teknoloji kullanılmıştır denecek kadar önemli mimari bir bas yapıttır. Kubbenin tepesindeki delik için pek çok hikâye yazılır söylenir. Bastığınız iç zemin döşemesi 2. yüzyılda imparatorların ve Romalıların ayak bastığı o günlerden kalma orijinal döşemedir. İçinde Rafaello’nun ve İtalyan krallarının daha sonradan konmuş mezarları vardır. İçinde şimdilerde nerede olduğu bilinmeyen birçok heykellerin yuvası vardır. Geniş kubbesi güneş ışığını kubbenin alt taraflarına yapılmış karemsi yapılara değecek şekilde ayarlanmıştır. MÖ 100’lü yıllarda yapılan bu eser zamanın pagan ırklarını tapınağıyken sonradan kilisenin gazabına uğramış; heykelleri sökülmüş, orası burası kaldırılıp yontulmuş ama bunlara rağmen hala havasını korumayı başarmıştır.

Hakkında İlginç Notlar:
– Mimarlık tarihi derslerinde okutulan ilk 5 mimari esere girer, en önemlisi kafesleme tekniğiyle yapılmış son derece başarılı kubbesi ve kubbesindeki yuvarlak boşluktan bütün pantheon’un aydınlatılmasıdır.
– Roma 7 tepe üzerine kurulu bir kent. Fakat Pantheon tapınağının o zamanın mimarı şartlarıyla yapımı çok zor olduğu için, aslında Roma’nın daha önceleri 8 tepe üzerine kurulu olduğu ve 8.tepenin Pantheon’un altında olduğu, bu tapınağı da tepeyi kazmak suretiyle(kubbesini yarım bir elips gibi) yapılmış olduğu söylenirmiş.
– Kubbesindeki delikten hava sirkülasyonu sayesinde yağmur yağdığı zaman tek bir damla bile düşmediğine dair bir inanış vardır!• Yağmur yağdığı zaman içeri damla girmediği doğru bir inanış değildir. Ama açık kubbesinin alt kısımlarına öyle bir ayarlama yapılmış ve kubbeye denk gelen yerlerde çok dikkatli bakıldığında seçilecek delikler açılmıştır ki yağmur damlaları özenle akar gider ve içeri su dolmasını önler.• Pantheon’un en önemli özelliklerinden biri de girişinde bugünlerde boş olan dev üçgen’in zamanında bronz işlemelerle süslü olduğuydu.• Şimdilerde bu bronz nerede midir? Kilise hazretlerinin derin emirleriyle paganlığa övgü metinler içeren bu tabaka çıkarılmış, eritilmiş ve yeniden biçimlenmiş bir biçimde san Pietro kilisesinde tüm görkemiyle sergilenmektedir. O cisim Bernini’nin yaptığı devasa taht’tan başka bir şey değildir.
– Piazza Navona’nın yakınında, orijinal kapıları, antik granit sütunları ve haşmetli iç kubbesi ile Pantheon bulunmaktadır. M.Ö. 27’de Venüs ve Mars tapınağı olarak inşa edilmiş, M.S. 125’de Hadrianus tarafından tekrar inşa edilmiş, yedinci yüzyılda kiliseye çevrilmiş olan Pantheon, bugün bile Hadrianus dönemi özelliklerini korumaktadır. Diğer meşhur şahsiyetlerin yanında Raphaello’nun mezarı da burada bulunmaktadır.

Venedik Meydanı (Piazza Venezia) :
Bu isim meydandaki görkemli binanın 1455’te Venedikli bir Kardinal olan Pietro Barbo tarafından yaptırılmış olmasından kaynaklanıyor. Konağın cephesindeki balkondan Mussolini meydanda toplanan halka hitap edermiş! Konak bugün bir sergi sarayı olarak kullanılıyor. Meydanda göze batan bir başka eser ise anıtsal Vittoriano yani İtalyan Birliği’nin kurulmasına büyük katkıları olan Savoy Kralı Vittorio Emanuele Anıtı. Anıttaki bronz heykelin yüksekliği 12 metre ve orta kısımdaki meçhul asker anıtında devamlı nöbet tutan askerlerle ebedi ateş var! Vittoriano Romalıların pek sevmediği bir anıt. Hem arkadaki Roma tarihini tamamen kapattığı hem de Roma’nın tipik taşı travertenden değil de beyaz Brescia mermerinden yapıldığından, takma diş, daktilo veya düğün pastası diyorlar!Venedik meydanının hemen arkasında Sezar’ın öldürüldüğü meydan bulunmaktadır. Bunun yanında Romaların Pazar alanıda hemen Venedik meydanının arkasında kalmaktadır. Yürüyerek buradan Colesseuma gidilebilir.


Cumhuriyet Meydanı :
Cumhuriyet meydanında bulunan Poseidon heykeli görülmelidir. Bunun dışında rastladığımız pek önemli bir şey yok. Burası hemen Termini (Tren istasyonu) yanındadır. Eğer tren veya metro ile yolculuk yapılacaksa buradan yürüyerek gidilebilir. 
Bizim gezdiğimiz yerler buraları ama gezilecek daha çok yer vardı. Yetişemedik. 
Roma için 2-3 gün ayırmanız yeterli olacaktır. 
Bunun yanında ek bilgi olarak;
– Roma’da en iyi kahveyi Pantheon’a yakın Caffe Tazza d’oro da içersiniz. Şişelenmiş şarapların en ünlüsü Frascati. 
– “Tax free’’ logosu bulunan mağazalarda en az 150 Euro’luk bir alışverişle yüzde 15 vergi iadesine hakkınız var. Mağazada size doldurdukları formla havalimanında parayı nakit olarak alabilirsiniz.
– Trastevere’de kurulan Porta Portese pazarı yalnız pazar günü açık. Aklınıza gelen her şeyi bulabilirsiniz. Pazarlık yapmayı, etrafınızın kapkaççılarla dolu olduğunu sakın unutmayın. Pazar sabah erkenden başlayıp 14.00 gibi bitiyor.
– Ayrıca her pazar günü saat 09.00-19.00 arası İspanyol Merdivenleri’ne yakın Piazza Augusto İmperatore meydanında eski ve modern eşyalar, koleksiyon parçaları, dantel ve tablolar satılıyor. Her gün açık olan Fontanella Borghese meydanı bir nevi sahaflar çarşısı gibi.Roma sonrası sabahtan Pompei ve Napoliye uğrayabilir ve akşamına Floransa’ya (Firenze) geçebilirsiniz. Napoliden zeytin, peynir vs. almayı unutmayın. Biz almadık ama alanlar pişman değildi.

Amsterdam Berlin Brüksel
Paris Prag Venedik
Kıyıköy Alanya Abant
Ballıkayalar Cide Kastamonu
Safranbolu Roma

 

 

Önceki Sayfa

 

 

 

Yorumlar kapatıldı.